Hayata karşı değil kızgınlığım,hayatı bu hale getirenler sebebi nefes-i darlığımın.İnsanlara başarı,güç,mevki,para uğruna birbirini yenmeyi, yok etmeyi öğreten o sistemin kurucuları esas suçlular. Hepimizi kin kuyusuna, nefret çukuruna saplayan o Şeytan'a hizmet edenler bugün yaşadığımız hiçbir anın lezzetine vardıramayanlar bizleri. İçimizde hep bir boşluk, hep bir sıkıntı. Nereden geldiği belli olmayan o dar hissiyatın içimizden yükseldiğine inanmalar. Çok kızardım,çok kınardım kötü insanları. Birbirini elemek için hırslı bakışlarını gülücüklerine sarıp tüm ordusunu arkasına gizleyen o insanlara.. Hep inanamazdım. Bugün birden anladım onları. Sistemin içinde köle olmuş zihin ve duygularıyla ne yaptığının dahi farkında olmayan uyanmış ama neye uyanmış olduğunu bilmeyen bilinçler. Bir o yana bir bu yana sallanırken düşünceleri nereye mevzileneceği belli olmayan sahipsiz hareketleriyle yardıma muhtaç ama yardıma dargın,yardıma kızgın. Elini uzatsan tatlı tatlı gülerken elini kesmek, kolunu kırmak niyetinde olanlar. Ne yapılabilir onlar için? Bilmiyorum! Etrafımızı yüksek duvarlarla da örsek kaçınılmaz muharebe. Rekabet girmiş bir kere kanına. Oyunu kazanmak için herşey mübah. Altını çizmek, üstünü çizmek, karalamak karalamak.. Bunu yaparken de gülümsemek mütemadiyen gülümsemek.
Bunların dışında 70 milyon beraber seçtiğin birine ülkeni emanet etmek, canını, ırzını, namusunu, malını, kızını, oğlunu onun yönettiği devletinin kollarına bırakmak. Bu mesuliyetin ağırlığı altında ezilmek değil, yönetmenin verdiği tam da bir şehvet duygusuyla herşeyi, herkesi, tüm güzellikleri, bugünü, yarınları katletmek. İnanılır gibi değil. Halkını eline tutuşturduğu süslü oyuncaklarla, teker teker aleve vermek. Tam da donmayı yaşıyoruz şimdi. Elimizdeki süslü bebeklerle oyalanırken uyuyoruz,uyuyoruz. Gittikçe derinleşen uyku, tepkilerin bu denli azalması, her geçen gün ölüme yaklaştırırken bizi, alevler bize sıçrayana kadar uyutuluyoruz. Ta ki bir gün o alev bizlere de sıçradığında, tutuşunca bir yerlerden canlarımız.. İsyan bayrağını çekeriz. Bir bakarız ki elimizdeki bayrak ile bir topluluğun içinde yapayalnızız. Derken görünür birileri öfkeli, aceleci. Ellerinde birşeyler can yakan, göz yaşartan. Bayrağınızla birlikte imha edilirsiniz birden. "Sus sessiz ol! Uyuyan halkımı uyandıracaksın. Gir bakalım şu deliğe, şimdi artık esirimsin. Sen kimsin be adam bu ülkede uyanık geziyorsun. Ya bu sistemin kölesi olacaksın ya da benim!" Her yer tutuşurken, herşeyden umarsız oyalanan sizler, "Bende ki ateşi görmüyor musunuz? Ben yanıyorum siz de yanacaksınız!" çırpınmalarına silkelenen omuzlar, gösterilen renklere, önünüze konan geçici nimetlere tapanlar o gün sizler ne yapacaksınız? Üstüne onca şeyler inşa edilen, gösterişe bulanan, hayatınızı kolaylaştıran tüm o şeyler birgün altından ülkeniz çekilince ne olacak? Hizmet sandıklarınız acılar olarak dönmeye başlayınca sizlere, sırasıyla hepinize, o gün: "Eyvah! diyeceksiniz, sağır kulaklarım, göreni umursamayan gözlerim, zulme ortaklık eden çıkar kavgalarım bugün hepiniz bana karşsınız. Hayat artık bana karşı!"