Arıyorum
4/27/2017
Pervaneden Hareketle
O yanış ne güzel bir yanıştır. Küllerinden "Can" doğar. Kuşlardan daha özgür, hakiki neşeyle her baktığın yer cennet köşesi, her anın cennetten bir an gibi olur. O dönüşmek ne güzel bir dönüşmektir. Seni alır götürür Bir'lik denizinde yıkar tertemiz yapar. Tüyden daha hafif olur, O'nun çekimiyle yaklaştıkça yaklaşırsın. Yaklaştıkça dertler, kederler erir gider. Denizin verdiği huzurla kaynaşırsın, huzur doldurursun ruhuna. Hiçbir şey seni üzemez. Sevdiğinin inceliğini gördükçe hayretin artar, şükrün artar, iyilikte yarışın artar. Sonsuz menzilin sonsuz yokuşlarında yorulmak bile lezzet verir. Eriştikçe bir durağa, bir sonrakinin tatlı özlemiyle tüketirsin nefesini. Aldığın her nefesin tadına varırsın. Kıymetini anlar, iyi ki demeye başlarsın hem geçmişine hem anına. Allah'ın hazineleri açıldıkça açılır, cömertliğinin sonsuzluğuyla mest olur, halinden hoşnut olursun. O ne güzel bir haldir. Emir ve yasaklar diye erindiklerin birer tatlı lütufa dönüşür, koşarak yapmak istersin Sevgili'nin dediklerini. Hakikatine erdikçe, bilgisinin enginliğinde kaybolursun, kayboldukça coşkun artar. Kalmak istersin hep O'nun eteklerinin dibinde. O'nun anında, O'nunla...
Öz güvenin yükseldikçe yükselir özüne yaklaştıkça. Öyle cesaret verir ki o Aşk sana, ister güldür ister öldür dersin korkusuzca. Teslimiyetin o hoş güven hissine bırakırsın Can kuşunu. Serbestçe dolaşırsın O'nun semalarında. Sen aynı sensindir, şaşarsın halden hale geçişine. Kapılar ardı ardına açılır, O'nun tam da sana vaad ettiği gibi. Ne güzeldir sevdiğine teslim olmak...
12/16/2016
Konya, Evim Ocağım Konya
Uyanık mıyım? - Değilim.
Uyurgezerim belki, uyku içerisinde gezip görmeye, bulmaya çalışırım.
Uyanmaya çalışan insan sancıları içerisindeyim. Sarsılıyorum, bazen buz gibi sular dökülüyor başımdan, bazen kaynar sulara giriyorum. Aralıyorum gözlerimi ama uyanamıyorum. Sızlıyorum, neden diyorum, neden? Uyanamıyorum.
Bakıyorum, göremiyorum. Sebepler etrafında dönüp duruyorum da, arkasındaki hakikatin eşsiz lezzetine varamıyorum. Girdabın ortasında dönüyorum. Girdabın bile farkına varmadan..
Sonra Dost'un herşeyi özetleyen o derin o aşk aleminden gelen deyişini hatırlıyorum: "Sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni, taptaze bir sen zuhur edebilmesi için, zorluklara, sancılara, hazır olman gerekir."
İşte bunu düşününe herşeyin acısı geçiyor bir anda. Bırakın geçmesini, acı anlam kazanıyor, gözünüzde sevimli bir vasıtaya dönüşüyor. İşte o zaman kötü de iyi de senin bakışında, anlayışında idrak ediyorsun. Senden yeni bir sen doğuyor, duyduğunu bilmiş, bildiğini anlamış. Bunun acısız olması mümkün mü? Hangi doğum acısız olur ki dünyaya ayak bastığımızdan beri bizi çevreleyen farkında bile olmadığımız çeperlerin binlercesinin her bir tanesi yıkılırken acı olmasın.
İyi ki diyorum, iyi ki şu hayat yolumu anlamlandıran dostlarınkiyle kesişmiş yolum. Biri var ki ezeli, kimisi 10 asırlık, kimisi 5 yıllık, kimisi 3 aylık, kimisi 1 günlük. Ya onların şefkatli gölgeleri kasıp kavuran güneşin altında bir yer açmasaydı bana.. Ya yürüdüğüm yola bir ışık tutanım olmasaydı da öylece boğulsaydım dalgalarda.. Yuttuğum sularla şuurum kapanmış olsaydı, üstüm başım yırtık pırtık.. Ya o herşeyin sahibi yüce el lütfedip te uzanmasaydı bana... Ya sahibi olduğu sevgiyi benimle de paylaşmasaydı. Nasıl olurdu da anlamlı olurdu şu yaşamak dediğim...
"Yürü, can gözünü aç, şu aşıklara bir bak hele. Nasıl gelmişler can gibi ayaksız, başsız hale. Gülden daha güler yüzlü onlar, bilgiden daha doğru, akıldan daha hünerli, selviden daha hür. Ölmezlik suyundan daha arı, daha duru. Zerreler gibi hovardalar, güneş onlara kaftan. Balçığa ayak basmışlar, baş koymuşlar gönül dizine. Kanların üzerinden geçmişler, kan denizleri dalgaları arasından. Etekleri yine tertemiz, hiçbir şey bulaşmadan eteklerine. Diken içindeler ama gül gibiler, hapisteler ama şarap gibiler. Balçık içindeler ama gönül gibiler. Gece içindeler ama sabah gibiler. Sen onların şarabını bir iç de gör, nasıl ferah olur, aydınlanır yüreğin. Birdenbire nasıl unutulur herşey, nasıl birdenbire gözlerinin içi güler."
Uykudayım, çok derin uykuda hem de en uyanık sandığım anlarda, hayret! Acizim söz geçiremiyorum içimde duyduğuma. Yolum ışık, yolum aydınlık ama kafesimin aralandığı anlarda.
Konya, canım Konya, evim ocağım Konya. "Gel" dedi sultanımız geldik işte.. Ölümsüz bir kalpten taşan aşkın cazibesiyle dünyanın her yerinden koşanlarla beraber, bir parça sebeplenmek için. Hala sesleniyor sultanım, gel diyor gel, ne olursan ol gel.
11/08/2015
Umarım
Umarım sizin fırtınalarınızın içine girebilecek kadar cesareti olan birini bulursunuz ve dalgalarınızın büyüklüğünü sevecek kadar size saygı duyan. Umarım sizdeki huzura birlikte sahip olmanın tadını çıkaran birini bulursunuz ve fikrinizin derinliklerine yelken açma isteği olan. Umarım sizi sevmekten kaçmayan birini bulursunuz ki sizi canında taşıyan, her zaman sizin keşfedilmeye değer tek deniz olduğunuzu hatırlayan.
12/22/2014
Eski Günlerimiz
......
"Yine ortancalar altı camının
Dışarda sükûnu yaz akşamının
Bahçemiz sulanmış ıslak her çiçek
Kapı çalınacak babam gelecek."
"Yine ortancalar altı camının
Dışarda sükûnu yaz akşamının
Bahçemiz sulanmış ıslak her çiçek
Kapı çalınacak babam gelecek."
12/17/2014
Aşaka
Öyle güzel ki sevmek seni, her hücrene mutluluğu nakşetmek gibi, ruhu bayram yerine çevirmek gibi, renklerin en güzelleriyle bezenmek gibi, berrak denizlerde balık olmak gibi, masmavi gökyüzünde rüzgarla kucaklaşmak gibi, sıcacık dost elini tutmak gibi. Hele bir de sevdiğin kadar sevildiğini bilmek... Hemen kavuşmak, o an oracıkta kendinden vazgeçmek, özlemden tutuşmak... Soyunmak isteği bedenden, mekandan, zamandan... Öyle güzel ki sevmek seni...
11/27/2014
Nöbetçi
Güz kapısında ağaç
El kapısında emekçi
Suyu çekilmiş ırmak
Kafamdaki nöbetçi
Acıdan kırılsa bile sesim
Acımı sesleyenler var
Boşuna belindeki anahtar
Işığım kilitlenmez ki benim
El kapısında emekçi
Suyu çekilmiş ırmak
Kafamdaki nöbetçi
Acıdan kırılsa bile sesim
Acımı sesleyenler var
Boşuna belindeki anahtar
Işığım kilitlenmez ki benim
11/03/2014
Bir Acı Dünya Gerçeği
Kimseye güvenmemek gerekliliği çok acı bir dünya kanunu değil mi? Her lafın güvenilirliğini tartmak, ona göre atmak adımını içinde bir yerlerde kendinde gizli olan karanlığı aşikar etmek değil mi? Ne bilsin ki insan tanıdık olmayan duyguların karşı tarafta olabileceğini, nasıl alsın gardını içini, dışına giyinen... Bir türlü anlamadım, anlamak ta istemem sözün kalpten çıkmadığını. O kadar zamanı mı var ki insanın aldatmacalar üstüne yeni bir dünya kuracak... Bu kadar mı kolay bir kalbi yıkmak baştan sona ve dönüp öylece kaldığın yerden devam etmek. Defaatle inandım yanıldım, defaatle dayadım kalbimi sağlam gördüğüm sinelere. Bir kere de hakkını alamadım duygularımı satranç taşı gibi oynamamanın. Savaş değil ki bu stratejim olsun, baki değil ki bu benden başka ben olsun. Ne var ise hayatta 3 gün 5 gün sürmüyor mu en fazla? O halde neden bunca yormaca, yorulmaca?
9/07/2014
En Uzak Mesafe
Bu insan ne hoyrat, ne kör, ne umursamaz, ne yakıcı, ne yıkıcı bir varlıktır. Hayatın önüne sunduğu güzellikleri nankörce elinin tersiyle iter, yerle bir eder. O kadar kolayken mutluluğu elde etmek türlü hırsıyla mahveder herşeyi. Ağzı köpürerek yıktığı köprülerle tatmin de olmaz üzülür bir de, ki çok geçmez daha da büyütür içindeki hırçın dalgaları. Ne yapsan olmaz, ne türlü anlatsan da anlamaz...
En Uzak mesafe ne Afrika'dir,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne Seyyareler,
Ne yildizlar geceleri isildayan...
En uzak mesafe iki kafa arasindaki mesafedir birbirini
anlamayan...
En Uzak mesafe ne Afrika'dir,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne Seyyareler,
Ne yildizlar geceleri isildayan...
En uzak mesafe iki kafa arasindaki mesafedir birbirini
anlamayan...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)