12/25/2012

İçim daraldıkça ferahlar...

Hayata küstürürler seni, babanı bile özlemene izin vermezler. Kötüledikçe kötülerler yaptıklarıyla. Minnetini kızgınlığa dönüştürürler. Gülme hakkını alırlar elinden. Doğduğun büyüdüğün yerleri, anılarını hatıralarını çekerler altınadan. Düşlerin yapmak istediklerin hep bir engele takılır. Tam bir nefes aldım derken, yumruklarını bastırırlar boğazına. Nefesin durur, kalbin durur, hayatın durur. Varsın olsun. Herşeyimi alın elimden. Hiçbir şey istemiyorum. Bütün bu istediklerim alıştıklarım sahip olduklarım benim zincirlerim, esaretim değil mi zaten? Sınavımın farkındayım ve her ne olursa olsun kızmayacağım, her bir olaydan sonra daha da çok seveceğim Seni. Eşyanın hakikatine talibim. İçim yangın yeri olmuş ne farkeder? Sevene yangınlar sevilenden tebliğdir. Varsın yansın herbir yanım, yansın ki kaybolayım, yansın ki yar olayım, yansın ki var olayım...

9/13/2012

Hayata "Karşı"

Hayata karşı değil kızgınlığım,hayatı bu hale getirenler sebebi nefes-i darlığımın.İnsanlara başarı,güç,mevki,para uğruna birbirini yenmeyi, yok etmeyi öğreten o sistemin kurucuları esas suçlular. Hepimizi kin kuyusuna, nefret çukuruna saplayan o Şeytan'a hizmet edenler bugün yaşadığımız hiçbir anın lezzetine vardıramayanlar bizleri. İçimizde hep bir boşluk, hep bir sıkıntı. Nereden geldiği belli olmayan o dar hissiyatın içimizden yükseldiğine inanmalar. Çok kızardım,çok kınardım kötü insanları. Birbirini elemek için hırslı bakışlarını gülücüklerine sarıp tüm ordusunu arkasına gizleyen o insanlara.. Hep inanamazdım. Bugün birden anladım onları. Sistemin içinde köle olmuş zihin ve duygularıyla ne yaptığının dahi farkında olmayan uyanmış ama neye uyanmış olduğunu bilmeyen bilinçler. Bir o yana bir bu yana sallanırken düşünceleri nereye mevzileneceği belli olmayan sahipsiz hareketleriyle yardıma muhtaç ama yardıma dargın,yardıma kızgın. Elini uzatsan tatlı tatlı gülerken elini kesmek, kolunu kırmak niyetinde olanlar. Ne yapılabilir onlar için? Bilmiyorum! Etrafımızı yüksek duvarlarla da örsek kaçınılmaz muharebe. Rekabet girmiş bir kere kanına. Oyunu kazanmak için herşey mübah. Altını çizmek, üstünü çizmek, karalamak karalamak.. Bunu yaparken de gülümsemek mütemadiyen gülümsemek.

Bunların dışında 70 milyon beraber seçtiğin birine ülkeni emanet etmek, canını, ırzını, namusunu, malını, kızını, oğlunu onun yönettiği devletinin kollarına bırakmak. Bu mesuliyetin ağırlığı altında ezilmek değil, yönetmenin verdiği tam da bir şehvet duygusuyla herşeyi, herkesi, tüm güzellikleri, bugünü, yarınları katletmek. İnanılır gibi değil. Halkını eline tutuşturduğu süslü oyuncaklarla, teker teker aleve vermek. Tam da donmayı yaşıyoruz şimdi. Elimizdeki süslü bebeklerle oyalanırken uyuyoruz,uyuyoruz. Gittikçe derinleşen uyku, tepkilerin bu denli azalması, her geçen gün ölüme yaklaştırırken bizi, alevler bize sıçrayana kadar uyutuluyoruz. Ta ki bir gün o alev bizlere de sıçradığında, tutuşunca bir yerlerden canlarımız.. İsyan bayrağını çekeriz. Bir bakarız ki elimizdeki bayrak ile bir topluluğun içinde yapayalnızız. Derken görünür birileri öfkeli, aceleci. Ellerinde birşeyler can yakan, göz yaşartan. Bayrağınızla birlikte imha edilirsiniz birden. "Sus sessiz ol! Uyuyan halkımı uyandıracaksın. Gir bakalım şu deliğe, şimdi artık esirimsin. Sen kimsin be adam bu ülkede uyanık geziyorsun. Ya bu sistemin kölesi olacaksın ya da benim!" Her yer tutuşurken, herşeyden umarsız oyalanan sizler, "Bende ki ateşi görmüyor musunuz? Ben yanıyorum siz de yanacaksınız!" çırpınmalarına silkelenen omuzlar, gösterilen renklere, önünüze konan geçici nimetlere tapanlar o gün sizler ne yapacaksınız? Üstüne onca şeyler inşa edilen, gösterişe bulanan, hayatınızı kolaylaştıran tüm o şeyler birgün altından ülkeniz çekilince ne olacak? Hizmet sandıklarınız acılar olarak dönmeye başlayınca sizlere, sırasıyla hepinize, o gün: "Eyvah! diyeceksiniz, sağır kulaklarım, göreni umursamayan gözlerim, zulme ortaklık eden çıkar kavgalarım bugün hepiniz bana karşsınız. Hayat artık bana karşı!"

7/26/2012

Bilemem Neden...

Yazmak yazmak istiyorum. Rebab çalmak, tanbur çalmak.. Kendime müzikten, sanattan, kafamdaki gibi bir dünya kurmak istiyorum. Varsın kalsın herkes dışarıda. Ben yüzerken denizlerde, kalamam karada yayan. Yaradılışım böyle benim tutunamam boşluğa. Yürürüm orada da. Her zorluğu aşarım, her menzile koşarım. Duramam kalamam, yalan dünyanın zehrinden soluyamam. Çamuruna bulanamam. Sığlıkta mutlu olamam. Öyleyim ben de işte sebepsiz. Göndermiş beni en sevdiğim kendinden uzaklara, alıştığım diyarlardan berilere. Kokusu başka, teni başka. Bu yabancı güzelle hemhal olamam ben. Ancak kapayınca gözlerimi mutluyum ben burada.

7/19/2012

Sarmal Zamana Teslim!

Daldım şu an. Bir anda çıktım ofisten. Seyre daldım geçmişi. Birer birer geçti anılar. Durduramadığım zamanın benden götürdüğü eksiklerle yüzleştim. Unuttuklarımı hatırladım. Birden kabukları açıldı yaralarımın, boşaldı kan gözlerimden. Olmuyor işte güçlü falan olamıyorum ben. Hem ne faydası var ki güçlü olmanın. Güçlü olmak neyi değiştirir? Zaten alışmayacak mıydık olan biten herşeye? Ben daha erken alışmışım n'olmuş ki? Ardı ardına birbirine düğümlenen zincirler topluluğuna bürünmektir güçlülük. Kırılmamak için umursamamak, üzülmemek için duyarsızlaşmaktan başka nedir? Görüntüde herşey yolunda,kendini bile kandırırsın güzel güzel. Ama bir anda başlar yolculuğun ve o zincirlerle doladığın ruhun sıkılır, darlanır. Kırmak için zincirlerini birden hiddetlenir. Yapamayınca da akıtır yaşları gözlerinden. İşte böyledir hayatın seyri...

7/12/2012

Bana Birşey Söyle

Mutsuzluk yazılmış mı alnıma? Ne yapsam olmayacak mı? İsyan bayrağı inmiş çıkmış. Kafam bomboş düşünemiyor yazamıyorum. Ellerim yerine gönlüm titriyor bu sefer. Mahşer yeri şu anda burada mı? Tam durduğum yerde. Yapayalnız dikilip beklemek umut etmekten bile kesilmek cehennemin ta kendisi mi? Çıkıp gitmek kimseyi bilmemek öylece durmak ve bakmak uzaklara.. Gitmek isteyip te gidemediğim gidip te bulamadığım o yerler. İçinde dönüp durduğum kaos. Peşimi bir türlü bırakmayan keder. Neden? Çözümler anahtarı kaybolmuş o kapının arkasında. Üzerime çöken o bulutla o kapının önündeyim. Ne zamana kadar? Kurtulmak için yaptığım planlar uydurduğum sevinçlerle kafama vurularak susturuluyorum. Çaresizim. Beklentilerim elimde kalbim kalplikten çıkmış yaprak yaprak önümde açılan kapanan sayfalar. Bakıyorum işte öylece eriyerek, günden güne tükenerek. Dolması beklenen yıllar, sırf nefes almak için soluklanmalar. Öyle işte ben de gidip geliyorum her gelen yeni günün içinde. Bir tek seni bekliyorum. Kızamıyorum da sana. Ama bu ara senden de kestim ümidimi. Beni çok sevdiğinden emin olduğum sanki sen de sevmiyorsun beni. Sana da kırgınım hem de çok...

7/10/2012

Walking On The Moon!

Hani belgesellerde gösterirler ya; ayda yürüyen astronotların ayağı bir aya değer, iki havada asılı kalır.
İşte ben de öyleyim. Ayağım bir yere değer; yanarsa değdiği yerde iki havada kalır. Ya da süsü gerçeküstü olan ayda gerçeklerin yer çekimine dayanamaz bazen ayaklarım teslim olur sadece bir anlığına, var gücüyle sıçrar yeniden sonra. İşte bu yüzden ayağıma ayda yürüdüğümü yazdırdım. Bu aralar çok soruluyor, anlatması zor yazması kolay :)

5/04/2012

Boş

Birilerini sevmek,sevindirmek,mutlu edebilmek için didinmek... Hayatın en güzel paylaşımı olabileceği halde bazen o kadar boş oluyor ki. İyileşmesi için gözünün içine baktığınız insanlar,yükünü hafifletmek için taşın altına koyduğunuz elleriniz,dertlerine gözyaşı akıttığınız başkaları... Aslında böyle saymak bile bunları basitleştiriyor belki ama tüm bu yaptıklarınız bazen o kadar canınızı yakıyor ki. Göğsünüzün üstüne yediğiniz yumruklarla,şaşkına dönen kalbiniz ve sıkışan nefesinizle sizin dışınızda dönen bir girdaba benziyor dünya. Bir anda asırlardır üstünde yaşadığınız o büyülü evin yabancısı oluyorsunuz. Herkesin dışında uzaktan seyrettiğiniz bir keşmekeş. Her taraf buğulu, resim bulanık. O ara hala nefesiniz yetersiz. Sadece yaşamak için var kalp atışınız. Geri kalan için zor, çok zor...

3/16/2012

Başlıksız

Yüceler yücesi,varlığın yokluğun sebebi,herşeyi yerli yerine koyan...Tüm evreni, kocaman gezegenlerden ufacık karıncalara kadar hassas bir terazide dengede tutan. Aşkın kaynağı,çağlayan ırmak..Özden gürlememe sebep varlığım yokluğum. Ben irademi sana elden teslim etmişim. Ne dediysen Eyvallah demişim. Beklemişim,sabretmişim. Her geçen günü sana yaklaşmak bellemişim. Ellerim semada,gönlüm kapında sessizce oturup beklemişim. Sen ki beni görmüş,ev sahipliği etmişsin. Hayadan yanaklarım kırmızı,dillerim lal olmuş. Bana ettiğin lütuflardan başım yerden kalkmaz olmuş. Mahcubiyetten kelimelerim kurumuş. Kelimelere gerek yok,kaldırdım heybemden. Ben sana yürürüm ayaksız,ben sana konuşurum dudaksız. Ne güzel dostluktur ki bu, biran bile kalmam yalnız.

3/13/2012

Zaman da Derdine Göre Dermandır,Dermansız Derde Zaman Ne Yapsın?

Sen gideli 2 yıl oldu. Hayatımın en büyük,en derin yalnızlığını yaşıyorum. Hiçbir kaybın beni bu kadar güçsüz kılacağını bilemezdim,ta ki seni kaybedene kadar...Attığım her adım içinde kaybolduğum boşluklara doğru. Doldurulamaz uzayıp giden koridorlar. Issız,uzun ve soğuk. Ne koymaya çalıştıysam yakışmayan nesneler... Bu öyle bir his ki yutuyor önüne geleni; yine bir sen bir ben kalıyoruz. Sen bir gölgesin hep benimlesin ama güneş hiç doğmuyor. Düşmüyor gölgen önüme,göremiyorum. Karanlıkta birlikte yürüyoruz,birbirimize sarılamadan,özlem dolu bir uzanma mesafesinde ama kayıp iki ruhuz biz. Ben gölgeler diyarındayım, sen güneşe gittin. Bize güneş doğudan doğmuyor. Koşuyoruz,mütemadiyen koşuyoruz. Birbirine paralel sonsuza kadar giden iki doğru gibiyiz,kavuşamıyoruz. Tam yetişeceğim derken kayıp düşüyorum. Elimden tutup kaldıracak kimse yok. Seni hissediyorum ama çaresisiz. Burada yasaklıyız birbirimize. Görmek,dokunmak,konuşmak yok. Sadece hisset,tüm bunların hepsini yapıyormuş gibi her anımı seninle geçiriyormuşum gibi yaşamak. Sensiz mutlu olabilmemin tek çaresi işte bu. Ben tam 2 senedir gülebiliyorsam ve hatta yaşayabiliyorsam işte bu yüzden. Senin varlığınla her an birlikteymişim gibi davranarak,senden hiç gitmemişsin hala varmışsın gibi bahsederek mümkün bu. Ben senin yanına gelemiyorum. Gelirsem kabul ederim,gelirsem yenilirim,gelirsem sensizliğe alışırım diye 2 senedir, sen artık orada kaldığından beri evine gelemiyorum. Hep seni çağırıyorum,hep seni bekliyorum seni uykundan uyandırmanın çareleriyle sabaha kadar uğraşıyorum. Uyandırıyorum da,sarılıyorum,ağlıyorum tüm özlemimi gideriyorum ama sürem hep az oluyor. Her seferinde yine içimde kalıyor sana anlatacaklarım ama olsun rüyalarda olmasa nerede bulabilirim seni. Çok güçlü zannediyorlar beni kimseye belli etmiyorum,halbuki zavallı yapayalnız,üstü başı paramparça bir kız çocuğuyum ben. Sensiz çıktığı her ceviz ağacından düşen,yaralarını kendisi sarmak zorunda olan ufacık minnacık bir çocuğum ben. Hiç değişmedim baba,yaptığım ve yapacağım her güzel şeyi sana atfediyorum. Çok iyi bir insan olmaya çalışıyorum baba. Her gece başımı yastığa koymadan önce kendimi sorguluyorum dediğin gibi,karşıdan karşıya her geçişimde yanımdan eksik etmediğim müzik çalarımı kapatıyorum sen istiyorsun diye. Bayramlarda,özel günlerde ihmal etmemi istemediğin herkesi arıyorum baba. Başarılı olmak için elimden geleni yapıyorum. Soğukta üşüyen bir çocuk gördüğümde ona destek olmam gerektiğini hatırlıyorum baba. İnsanlığa faydalı olmam gerektiğini,kalbimi maneviyatla doldurmam gerektiğini tembih ettiğin üzere sürekli fısıldıyorum kendime her gece uyumadan önce. Yalnız ellerim hep soğuk, ne yapsam senin ellerinin verdiği sıcaklığı bulamıyorum hiçbir yerde. Babacığım seni çok özlüyorum ama kabul etmedim gittiğini. Ben seni bırakmadım,sen de beni hiç bırakma..

1/19/2012

Yamalı Ruhlar

Seninle çok mutlu olmak fikri beni heyecanlandırıyor. Birlikte gülmek,gezmek,dünyanın en güzel yemeğini yemek,dünyanın en güzel şarkısını birlikte dinlemek. Tüm bunları düşlemek hem mutlu ediyor beni hem korkutuyor. Senden korkutuyor,beni kendimden korkutuyor. Bilemiyorum. Tüm bunları yaşar tüketir miyiz? Yoksa tüm bunları yaşamaya adım atarken mi adımlarımızı geriye saydırmaya başlarız. Çok mutlu olacağız biz,çok seveceğiz derken yine hayal kırıklıklarımızı,kırıldıkları yerlere monte ederken o aynı acıları tekrar mı yaşarız? Hadi onu da geçtim her tamirden sonraki o bezginlik ruhumuzu esir alır mı? Her seferinde daha korkak atılan adımlar,umutsuzluğa mahkum edilir mi? Aslında bana ne yapabileceğinle ilgili değil endişelerim. İnsan değil miyiz? Severiz,sevemeyiz,kırarız toplayamayız,severiz ama alışırız. Tüm bunlar hayat içerisinde öğrenmek durumunda kaldığımız gerçekler değil mi? O zaman neden,neden üzüntü? Akıp gideni akışına bırakamama tedirginliği ne? Çünkü bizler bilinmesi gereken gerçekleri reddeden birkaç duygu anarşistleriyiz belki de. Hayatın önümüze koyduklarına inat,herşeyin sonsuzluğuna kilitli ruhlarımızın kısıtlı duygu ve imkanlara ettiği isyanlara yenik üç bilemedin beş kişiyiz dünyada. Ulaşamamak, ulaşmak adına daha büyük hayallerle yola sürse de bizi,bu yolculuk hep tek başına. Yanına gelen herkes aslında bir yabancı. Bir müddet yürüyor seninle ayrılıyor ve o ayrılığın ardından iç çekişlerle geçen birkaç günün ardından yabancıya tamamen yabancılaşmış yeni bir gün. Her yabancı bir öncekinin aynısı. Hayattan beklenti çok büyük ama yabancılara verilen sorumluluk her geçen gün sıfır noktasına doğru geriliyor. Bu tezatla yaşamak nasıl gerer biliyor musunuz? Hayat dediğin kavramı içindekilerden ayırabilir misin? Hayattan beklediklerini ya da beklemediklerini insanlar,hayvanlar ve bitkilerden beklememe imkanın var mı? Hastasın mesela,şifa istiyorsun. Eğer o her gün içtiğin bitki çayın sana derman olmazsa bitkiye mi kızarsın hayata mı? Hayattan çok mutlu olmayı beklerken hayatın içindeki hangi ögeden umutlanıyorsun? O çok sevdiğin dostun kalbini ayağının altına almış,kösele ayakkabısının ona verdiği o ezici gücü üstünde denerken, kime küseceksin hayata mı dostuna mı? Sana istediklerini vermeyen onlar mı, hayat mı? İşte bu ayrımda sen ümitsiz olmamak adına insanlardan beklemez hayattan beklemeye başlarsın,hayat ve içindekileri iki,üç,dört,beş... farklı kategoriye bölersin. Her bir kategoriden bir öncekinden bulamadıklarını beklersin. O his seni hem dünyanın en mutlu insanı hem evrenin en yalnız insanı imiş gibi yaşatır. Yani özetle kafan karışır. Hep mutlusundur,hep umutlu. Hep gülümsersin,hep dünyanın en çok eğlenen insanı senmişsin gibi görür,görünürsün. Bir gün çocuk bir gün dünyanın en olgun insanı olursun. Ruhunu incitmemek için her kötüyü unutur,her kötülükten uzak durursun. Her gidenin yerine,her boşluğun üstüne kapadığın rengarenk kumaşlarla yamadığın ruhunla yansırsın etrafına. Dikkat çeken sadece renkler olduğunda sen görünürsün. Ama aslında sen renk cümbüşü bir ölüsün!

1/15/2012

Adamak...

Bana "O Şans" verildiğinde,o şans ihtiyacı olan herkesin olacak!

1/10/2012

Oi Va Voi

Bayılıyorum bu gruba,enstrümanlarına,vokaline,dinlerken bende bıraktıklarına... Ya zıp zıp zıplıyorum bir sağa bir sola ya da elimi çeneme dayayıp gözlerim tavanda,kalbim ilham kapısında elime alıyorum kalemimi. Genlerime yine bir Şahin Söğütoğlu müdahalesi;kaliteli müzik ortak zevkimizdi. Bir de dinlerken yine hayal kutum açılıyor ansızın. Bu grubun bir parçası oluyorum bir anda. Enstrümanlara daha yakın olmalıyım. Güzel bir şeyler yapmak isteğiyle kavruluyorum. Bu kadar yanığa güzel bir lezzet çıkacak eminim :)

1/09/2012

Nerden Çıkmıştım Ben Yola?

Gideceğim bu ara. Daha önce havasını hiç içime çekmediğim bir yerde alacağım nefesimi. Hiç görmediğim yerleri göreceğim. Tazelenip,yenileneceğim. Sıfırdan başlayacağım sanki. Daha önce hiç görmediğim yer isimleri çıkacak karşıma tabelalarda. Nereye gideceğimi bilemeyeceğim,merak edeceğim,herhangi bir sokağa döneceğim ve keşfedeceğim. Başka yerlerde olmanın en güzel yanı da bu.
Almanya'da olacağım bu ara. Garip bir yer Almanya benim için. Huzurun,esenliğin olduğu ama mutluluğun terkettiği buruk bir yer. Bir yanım çok özlerken seni bir yanım korkuyor bana daha neler yaşatacaksın diye. İyi ile kötüyü bir arada sundun bana,kafamı karıştırdın. Hem hatırlamaktan ayrı bir mutluluk duyduğum hem kalbimi sızlatan bir kokun var senin. Bir ayağımı sen de bırakabilirim ama diğer ayağım mutlaka burada olmalı,dünyanın merkezinde,en güzel yerinde. Yüzümü aynı anda iki yere dönebilmeliyim. Öyle anlaşılıyor ki ben özgürlükle yaşıyorum. En sevdiğim yerde bile ebedi kalmak istemem; gezmeliyim ben. Aynı masallardaki gibi. Sırtımda yalnız bir çanta, yanımda tanıdık,asil bir yüz. Sohbetiyle inciler saçan bir yaren,ruhumun ihtiyaç duyduğu o destek. Hırslarını ilk bulduğu yerde bırakmış,hayatla hep daha iyisi olabilmek için yarışan. Gezdikçe yeşereceğiz birlikte,bilge olacağız gittikçe. Her şeyi öğreneceğiz. Hayatta olmanın hakkını vereceğiz ve ben işte o zaman aşık olacağım. Bir gün gelip te birikimlerimiz ihtiyaç duyanlara şifa verdiğinde sonsuz olacağız. Tüm bunlar beklemeye değmez mi?

1/07/2012

Karışık Kuruşuk

Bu ara kafam çok karışık. Sana geleceğim gelemiyorum. Beynimin içinde olumsuzluklar. Sana küs müyüm diye çok sorguluyorum o yüzden mi içimdeki bu don'luk. Sonra saçmalama diyorum,öyle bir şey olamaz. Herşey güllük gülistanlıkken iyi,sıra dikenlere gelince çekil köşene somurt. Ben böyle biri değilim,kadir kıymet bilirim,nankörlük etmem. Peki ya ediyorsam. İçime bu perde niye çekildi. Bir türlü açamıyorum elim kolum bağlandı,zihnim boş. Başlangıçta gibiyim,hiçbirşeylerin olmadığı yerde ben birşeyim de sağım solum hiçbir şeyle dolu gibi. Önümde sonsuz bir boşluk,hamlesizim,durağanım. Hayat çarpıyor elime yüzüme,duruyorum,direnmiyorum. Kabul ediyorum onu içeri,kapım açık. Kapatsam kapıları şiddetle çarpacak,canımı yakacak. Yumuşatıyorum iyice ve yutuyorum. İşte bu yüzden yorulmuyor ve üzülmüyorum,işte bu yüzden güçlüyüm.Özümsüyorum sonra bundan sebep köklerim derinde ve dallarım dolu. Zengin bir çınar ağacı gibiyim ben herşeye şahit ama herkese suskun.