12/29/2011

Çaresizlik

Bugün babamla buluştuk,sultanahmet köftecisinde yemek yedik beraber. Her zaman olduğu gibi ama bu sefer herşey bendendi. Babam herşeyden keyif aldığı gibi oranın köftesine bayılırdı. Bir tane yedi,sonra bir tane daha. Dünyaları verdim ben ona kabul etmedi. Dünyalardan değerli birşeye sahibim ben dedi,açık vermedi. Eski günleri yadettik. Sonra ben ondan yazı yazmasını istedim meşhur Selim Usta'nın duvarlarını süslemesi için. Sayfalarca yazdı, aldım ama oraya bırakmaya kıyamadım. Kalbime işledim nakış nakış herbir cümlesini. Öyle çok özlemişim ki içime çektim kokusunu, cenneti vaadeden ellerine sarıldım doyasıya, öptüm kana kana ve kalktık. O karanlığa karışan sokakta kayboldu ben de koyuldum yoluma elimde ışık tutan resmiyle.. Sonradan anladım dünyalardan değerli  dediği varlığını; o bendim, bölüşüyordum bedenimi onunla yarı yarıya. Bedenim yalnız bana değil ikimize de hayat veriyordu. İşte daha ne olsundu?

12/28/2011

Burnunun Direği Gerçekten Sızlar

Kardeşim,küçüğüm benim. Savunmasız,kanadı kırık diğer yarım. İçine konuşan,düşünce kendi kendine kalkmaya çalışan,yardıma muhtaç ama talepsiz kardeşim. Her türlü zorluğu kabullenmiş,yüklenmiş görüntüsünün altında omuzları çökük kardeşim. Dik duruşunun altında yamaca serilmiş,yüzü soğuk iklimlere dönük küçüğüm. Yanımdayken uzaklarda,gülerken ağlamalardaymış benim kardeşim. Umursamıyormuş gibi görünüp,her kırık parçayı kalbinde biraraya getirirmiş meğer. Resmi netleştirememiş ama onun kalbini kırıklar kanatmış hep meğer. Gözünün içine bakıyorum şimdi. Çoğu gitti,azı kaldı şimdi. Ele ele yürüyüp,koşacağız şimdi.

Elbet sen de güzel olacaksın küçüğüm,
Aşk güzel ediyor herşeyi.
Kaşların gözlerin ne güzel,bakışın ne güzel,
Dert savurur,sevda toplar çiçeğini.
Bak bu ışık senin ışığın,
Dallarına ay doğmuş,delice delice zeytin.
Bu bahar yine gelin olacak,
Omuzunda yeşil bir duvak,delice delice zeytin.

12/26/2011

Yaşayarak Yaşlanmak

Ve Tuğba 300 yıllık uykusundan uyandı. Hiç bir şey uyumadan önceki gibi değildi artık. Eskiden değeri olan ne varsa tedavülden kalkmıştı. Yeni dönem yeni akımları taşıyordu yüzyıla. Ama bir sorun vardı,herkes sistemin bir parçası olmuştu; ancak kimse halinden mutlu değildi. Sistemden ayrı durmayan insanlar aslında aynı zamanda sistemden şikayetçiydiler. Peki o zaman neden sistemin parçası olmuşlardı ki? İnsanın değişimi dünyanın değişimi değil miydi? Neden direnmediler onları tüketen bu sisteme? Çünkü bu sistem onların egolarını tatmin ediyordu. Anlık hazların peşinde sürüklenmek onlar için külfet değil,bir zevk meselesine dönüşmüştü. Ama birden sesini duyamadıkları ruhlarının çığlıklarıyla çınladı kulakları ve o nadir anlarda mutsuzluğu farkettiler. Ego kendini doyuruyordu ama zavallı ruh açlıktan her geçen gün daha bitkinleşiyor,gittikçe zayıflıyordu. Bu da kaybolduğunu söylediğimiz insanlığın bilerek ve isteyerek kaybedilmesine sebep oluyordu işte. İnsanlığı besleyen ruh güçten düştükçe, robotlaşmayı öne çıkaran ego hakimiyetini duyuruyordu her yerde. İnsanlar düşünmeden uyuyor,uyanıyor,yiyor,içiyor,bir takım menfi ihtiyaçlarını gideriyor ve bu döngüyle ömürlerini sonlandırıyorlardı. Hayatın tadını,anlamını,güzelliklerini yaşayarak değil;kirlenmiş ne varsa onları yaşayarak kendilerini değersizleştiriyorlardı. Ben ise hayatın hep en arka sırasında kendi kendime oyunlarımı oynuyordum. Hayatta ne olup bittiği umrumda değildi. Herkesin bilip öğrendiğini en son ben öğreniyordum. Güzelin aksi ne varsa hayatta yüz kızartan,hayatlara dahil edilip,doğallaştırılıp,içselleştirildikten sonra ben bunları öğrenirdim. Benim yüzümün kızarması insanlığa hayret verici gelirdi. Bunda birşey yok ki,sen bunu nasıl böyle bilmez ve uygulamazsın derlerdi. Ben de gizli gizli içimden hala böyle kalmama sevinir,şükrederdim. Ne kadar ben de bu dönemde yaşıyor olsam ve her kötülüğe eteğimi bulaştırsam da ruhumu kirletmiyorum. Elimi eteğimi yıkıyorum,çamur akıp gidiyor. Ruhum 300 yıllık bir birikimle dolu gibi,sanki hiç burada ve şu anda yaşamıyor gibi. Ben bunu seviyorum. Işığı sönmüş insanların arasında parlayan sayılı insanlardan biriyim. Çünkü ben o ışık için yaşıyorum.

12/25/2011

Sana Birşey Olmuş...

Hayal gücüme hayran kaldığım günler yaşıyorum yine. XS insana XL son moda bir elbise giydirdim,kayboldu. Benim hatam "kalıp"ta yanılmak. O elbise o kalıba olur mu?

12/22/2011

Hayranlığım

Harika bir film,harika bir şahsiyet. Baştan aşağı hayranlık uyandırdı bende. Herkese tavsiye ederim.

12/20/2011

Tim Burton

Hayal gücünün gerçeğe etkisi,bir çocuğun düşlerini yaşaması. Gelişen olayların Vincent'tan kopuk olmasına rağmen herşeyi iç dünyasında yaşadıklarıyla birleştirmesi,kendini olmadığı biri gibi hayal etmesi,çekmediği acıları sahiplenmesi ve görünen hiç birşey olmadığı halde Vincent'ın geçişlerinin iç dünyasındaki yansımalarının dışa vurumu. Aniden gerçek dünyaya dönüp,çok geçmeden hayalinde yaşamaya devam etmesi. Hiç birşey göründüğü gibi değil aslında,herşey Vincent'ın görmek istediği gibi. 



Kalmak Ya Da Gitmek; Ağırbasan Gitmek

O konuşurken gözlerine baktığım da kesiliyor tüm sesler,hareket duruyor etrafta ve hatta zaman yavaşlıyor. Düşüncem firar ediyor zihnimden,duru,berrak ve titreşimsiz kalıyorum. Sadece bakıyorum. Dinlediğimi sanıyor ama ben o sevgi dolu,güven dolu,yaşadıklarıyla büyümüş olgun bakışlarda kayboluyorum. Zaman alıyor beni avucuna; dönemeçlerini tek tek döndürüyor. Kayıp gidiyorum dirençsiz. Engellerim çaresiz. Ne bir adım ileri ne bir adım geri gidebiliyorum. Olduğum yerde kaldım. Uzaklaşmak için döndüğüm sapaklar hep aynı yola çıkıyor. Bendeki resmin eksik bir parçası onda belli ki. Birşey buldum onda ya da bulduğumu sanıyorum belki. Nitekim sanmamak lazım illa ki. Ne yapmalıyım o zaman? Yine yanılır mıyım,canım yanar mı? Kendi kendime yine kızar mıyım? Kendimi saf görüp hala hayallerimle yaşamama söver miyim?  Zaten belliydi, bunu kendime yapmanın ne gereği vardı şimdi der miyim? Küsüp gider miyim, kalıp sever miyim? Dünü,bugünü,yarını düşünmeden anı yaşasam edepsizlik eder miyim? Beni fırtınalardan koruyan kalemi örsem yine, fırtınasız ama kimsesiz mutlu olabilir miyim? Tüm bu hissedilenler sadece benden kaynaklı olmasın, sana da anlatsam bunları anlar mısın beni? Yoksa egon kabarır, bir aslan gibi pençelerini geçirir mi yüzüme? Ya da mahcup mu olursun bu kadar güzel görünmekten. Ben sana anlatsam kelimelerimin resmini çizebilecek misin peki? Sana anlatırken senin için gördüklerimi o an,sen de görebilecek misin? Cümlelerin ağırlığını farkedip yarısını üstlenebilecek misin? Sana verdiğim emanete sahip çıkabilecek misin? En pahalı eşyana gösterdiğin özenden fazlasını bana gösterebilecek misin? İnsan ölçebildiği değerlere kıymet verir, mesela para gibi. Benim değerimi ölçüp,ağırlığınca sevgiye boğabilecek misin beni? Hmmm neyse en iyisi ben gideyim.

12/19/2011

Saçmalık

Ortak facebook açan iki sevgiliyi önce kafa kafaya tokuşturup,sonra da ağzına ağzına vurmak istiyorum :))

Bağlayan Bağlar

Ağzımı açmam ki ben. Sevdiğim insana verdiğim değerden yapmam. Bir korumacılıktır gider bende. Yakınımdaki her kimse ailem olur benim. Aramam öyle kan bağı falan. Bağlamaz beni öyle gelenekler. Eğer ki kan bağından yakınsa aramızdaki bağ daha sağlam ve daha gerçektir yakınlık benim için. Hiç umurumda olmayan, hayatımdan çıkanlar hakkında da konuşmam ben. Onları da unutmayı tercih ederim çünkü. Böylece hem kendime hem onlara zarar vermemiş olurum. Yalnız öyle bir unuturum ki hiç tanımamışçasına silerim. Kendim bile şaşarım bilincimin zaferine. Dostluk başlangıcı gibi bitişinde de samimiyet ister bana göre. Çantanı alır gidersin, tüm zarafetinle.

12/17/2011

Ataol Behramoğlu

Durdum baktım arkandan; sen giderken,
Bana bir hoşça kal bile demeden; giderken,
İnsan neler duyar anladım o zaman,
Can alıp başını bedenden giderken.

12/16/2011

Yine Bir Flash Tv Klasiği


Hayal

Dünyanın hiç bilmediğim bir yerinde, hiç tanımadığım ve bir daha da hiç karşılaşmayacağım birine kendimle ilgili her şeyi anlatmak istiyorum. Dibine kadar dertleşmek. -Nereden mi esti? -Yine bilmiyorum :)

12/15/2011

Nasılım Ben?

Yok ya,o kadar da melankolik değilim. Gülünce gerçekten gülerim. Hiçbir kederim yokmuşçasına derinden gülerim. Ağlayınca da yıkarım dünyamı. Beklerim hüznüme sarınıp yeni dünyamın kurulmasını. O kendi kendine başlar var olmaya. Renkleri biraz daha mat belki ama eksiksiz olur. Sadece benim istediklerim yaşayabilir dünyamda. Yalancı,iki yüzlü ve kibirli insanların aniden oksijenlerini keserim. Onlar kalamazlar yanımda,işte tam da bu sebepten. Alçaktan uçamıyorum bir de ben; nitekim yukarısı da çok tenha. Ne alçakta ne yukarıda olamamak içinden çıkılmaz bir muamma. Nerdeyim ben diye bazen çokça kafa yoruyorum. Yaşadığım yer belli,peki ya ait olduğum yer? Yalnızlığımı paylaşacak kim var,fikirlerimi,ideallerimi anlayabilecek...Peki ya en zor olan beni görebilecek... Nasıl biriyim ki ben,insanlar nasıl anlıyorlar beni? Annem tanıyor mu beni? Babam görmüş müydü içimi? Peki ya kardeşim o dokunabildi mi gerçeklerime? Ben biliyor muyum kim olduğumu? Bilmem...

12/14/2011


Sanmanın Sağrısı

Ben seni çok farklı biri sanmıştım. Şimdi sanmalarımın sağrılarının pençesinde,sancılar içerisindeyim.
Bir daha asla sanmayacağım. Zira sanmak kendini aldatmaktır. Sanmadan önce tartınız. Teraziye koyunuz,her kilo ile kıyaslamalı sonuca varınız. Her kilo farklı bir yükü temsil eder,bakalım her yükü kaldırabiliyor mu kendini sandıran,sandırıcı. Sandırmak kolaydır sahaya nötr ile çıkıyor çünkü. Bu aşamada sanmak ta çok kolaydır. Kıyaslamalı yükünüz yok çünkü. Sandıran ve sanan bir hayal dünyasında kıyasıya birbirlerine renkli,güzel kesimli elbiseler giydirirler. Tam da kendilerine yakışanı. İşte hastalık burda başlar ve çok uzun sürer. Sanrı kalkar ortadan bu sefer sanmanın sanan üzerindeki ezici etkisi başlar. Halbuki ben onu şöyle,böyle sanmıştım. Doğru aslında ama cümleyi kaçırıyorsunuz,o gerçekten şöyle-böyleydi.

12/12/2011

Başka Türlü Bir Şey Benim İstediğim...

Uzun,kara bir çocuktu aşk;götürdüler astılar.
Kör bir terzinin makasıyla hayatı daralttılar.
Açtım facebook'u baktım,bir çok maymun :))

12/11/2011

Hata

Hatamın farkındayım,canımı şimdi acıtıyor bu. İki üç erdemim vardı övündüğüm,ona da sadık kalamadım. Bu yaptığım son salakça şey olacak.Cezaların en ağırını verdim kendime. Vicdanım gece gündüz dövecek suratımı,yüzüm kızarık dolaşacağım bu ceza bitene kadar. Hem kendime,hem de ona haksızlık ettim. Belki de o bunu hiç öğrenmeyecek. Sevgilerin en yücesinin sahibi, sen beni affet. Sana layık olmaya çalışırken yaptığım riyakarlık için özür dilerim.

12/10/2011

Hatırlamak

Birden hatırladım. Babamın keyifli olduğu anlarda ağzından dökülen en keyif aldığım sözü : "Tatlım,ballım,kıymatlım." :) Benim orjinal babam, seni deli gibi özlüyorum.

12/07/2011

Einstein

Az önce düşündüm de neden Albert Einstein ile ilgili bir film yok ki?

Çocuk

Benim babam hiç aldatmadı ki bizi,beni,annemi. Hep dürüsttü benim babam,kimse aksini söylemedi bu zamana kadar.Kimseye aksine birşey yapmadı babam. Benim babam tam bir adamdı işte. Olması gerektiği gibiydi,tamdı. Ben böyle bir babanın kızıyken,"erkekler yapar hoş gör,aman onu görme gözünü kapat,tıka kulağını; duyma,yapamazsın başka türlü" gibi tavsiyeleri kabul edemem ki,başkalarına da böyle öğütleyemem. Ben dünyanın kötülükleriyle hiç tanışmadım ki 2 yıl evveline kadar. Ben hep kendi dünyamda yaşadım. İnsanları kötü bilmedim hiç,o yüzden çok yaktı canımı tecrübelerim. Ben sevgi dolu kalbimde pamuk gibi bir dünya yaşattım hep. Öyle sandım hayatı,insanları. Büyüdükçe dar gelmeye başladı bana evren. Sıkıştım içinde nefes alamadım. Alışamadım,hala da alışamıyorum. Arıyorum o arkadaşı,o sevgiliyi,o abiyi,o kardeşi. Bulamayınca da çok üzülüyorum,iliklerime kadar üzülüyorum. Fiziken değil ama ruhen yalnızım. Ne yapsam olmuyor sanki. Hırsımı sigaradan alıyorum. Zaten sigarayla da bundan sebep tanıştık. Bir isyan arefesinde. Kılıcım sigaramdı,çakmağımı çektim kınından ve buluşturdum iki sevgiliyi. Yanınca meret, yandı acılarım külünde. Savurdum küllerini ve rahatladım,ta ki ikincisini yakana dek. Ben bu dünyanın mutluluk provaları yaptırdığı mutsuz bir çocuğuyum aslında ve ne yapsam olmuyor işte...

12/02/2011

Diplomalar Neden Rulo Şeklinde Teslim Edilir?

Kendine güvenin tamdır,şöyle okudum ben böyle okudum ben.   Bilmem kaç tane yabancı dilim var,bilgisayarı nerdeyse ben icat ettim. Havamdan da geçilmiyor. Esicem şimdi orada, kesin beni alacaklar keeessiiiinnn!! Nidalarıyla gidip, umduğumu değil bulduğumu yemek zorunda kaldığım zaman aklıma gelen ilk gelen cümle "put it in your appropriate place." O an anlarsın ki bu amaca hizmet için özenle hazırlanmıştır o rulo. Al tepe tepe kullan :) Ama ben napıyorum, yine de geleceğe ümitle bakıyorum.

11/30/2011

Bilmiyorum

Her ne kadar popüler kültüre karşıyım desem de doğrudur; ben de popüler kültürün içerisindeyim,ama gerçekten imtinayla. Kendimi yazıya dökmek istedim hep,erteledim.Sonra yazıya döktüm,sakladım.Ama şimdi hangi tatminsel ihtiyaca binaen bilmiyorum ama paylaşmak istiyorum. Bunun yeri facebook değildi, twitter denen şey asla.Yargılamıyorum ama basit buluyorum birçoklarını ve hatta vahim! Ben daha bakir birşey olsun istedim ama yine popülaritenin içinde! İşte insan böyle gel gitlerle dolu, ki sanki ben ziyadesiyle doluyum.Oturdum amatörce bu bloğu kurdum. İçimden gelenleri yani içimi  yazmaya karar verdim bu platforma. Yazdıkça kendimi daha da çok tanıyacağım sanki ve yazdıkça beni daha da tanıyacaklar sanki.Beni tanısalar elime ne geçecek bilmiyorum aslolan kendimi tanımak,amaç bu sapma yok; ama o zaman neden buraya yazıyorum,bilmiyorum. ARIYORUM!