12/16/2016

Konya, Evim Ocağım Konya

Uyanık mıyım? - Değilim.

Uyurgezerim belki, uyku içerisinde gezip görmeye, bulmaya çalışırım.
Uyanmaya çalışan insan sancıları içerisindeyim. Sarsılıyorum, bazen buz gibi sular dökülüyor başımdan, bazen kaynar sulara giriyorum. Aralıyorum gözlerimi ama uyanamıyorum. Sızlıyorum, neden diyorum, neden? Uyanamıyorum.
Bakıyorum, göremiyorum. Sebepler etrafında dönüp duruyorum da, arkasındaki hakikatin eşsiz lezzetine varamıyorum. Girdabın ortasında dönüyorum. Girdabın bile farkına varmadan..
Sonra Dost'un herşeyi özetleyen o derin o aşk aleminden gelen deyişini hatırlıyorum: "Sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni, taptaze bir sen zuhur edebilmesi için, zorluklara, sancılara, hazır olman gerekir."
İşte bunu düşününe herşeyin acısı geçiyor bir anda. Bırakın geçmesini, acı anlam kazanıyor, gözünüzde sevimli bir vasıtaya dönüşüyor. İşte o zaman kötü de iyi de senin bakışında, anlayışında idrak ediyorsun. Senden yeni bir sen doğuyor, duyduğunu bilmiş, bildiğini anlamış. Bunun acısız olması mümkün mü? Hangi doğum acısız olur ki dünyaya ayak bastığımızdan beri bizi çevreleyen farkında bile olmadığımız çeperlerin binlercesinin her bir tanesi yıkılırken acı olmasın.
İyi ki diyorum, iyi ki şu hayat yolumu anlamlandıran dostlarınkiyle kesişmiş yolum. Biri var ki ezeli, kimisi 10 asırlık, kimisi 5 yıllık, kimisi 3 aylık, kimisi 1 günlük. Ya onların şefkatli gölgeleri kasıp kavuran güneşin altında bir yer açmasaydı bana.. Ya yürüdüğüm yola bir ışık tutanım olmasaydı da öylece boğulsaydım dalgalarda.. Yuttuğum sularla şuurum kapanmış olsaydı, üstüm başım yırtık pırtık.. Ya o herşeyin sahibi yüce el lütfedip te uzanmasaydı bana... Ya sahibi olduğu sevgiyi benimle de paylaşmasaydı. Nasıl olurdu da anlamlı olurdu şu yaşamak dediğim...

"Yürü, can gözünü aç, şu aşıklara bir bak hele. Nasıl gelmişler can gibi ayaksız, başsız hale. Gülden daha güler yüzlü onlar, bilgiden daha doğru, akıldan daha hünerli, selviden daha hür. Ölmezlik suyundan daha arı, daha duru. Zerreler gibi hovardalar, güneş onlara kaftan. Balçığa ayak basmışlar, baş koymuşlar gönül dizine. Kanların üzerinden geçmişler, kan denizleri dalgaları arasından. Etekleri yine tertemiz, hiçbir şey bulaşmadan eteklerine. Diken içindeler ama gül gibiler, hapisteler ama şarap gibiler. Balçık içindeler ama gönül gibiler. Gece içindeler ama sabah gibiler. Sen onların şarabını bir iç de gör, nasıl ferah olur, aydınlanır yüreğin. Birdenbire nasıl unutulur herşey, nasıl birdenbire gözlerinin içi güler."

Uykudayım, çok derin uykuda hem de en uyanık sandığım anlarda, hayret! Acizim söz geçiremiyorum içimde duyduğuma. Yolum ışık, yolum aydınlık ama kafesimin aralandığı anlarda.

Konya, canım Konya, evim ocağım Konya. "Gel" dedi sultanımız geldik işte.. Ölümsüz bir kalpten taşan aşkın cazibesiyle dünyanın her yerinden koşanlarla beraber, bir parça sebeplenmek için. Hala sesleniyor sultanım, gel diyor gel, ne olursan ol gel. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder